ELİF Savaş Felsen - Hüthüt Kuşu

İnternette yazmak, okyanusa içinde mesaj olan şişe salmak gibi birşey. Benim şişemi siz buldunuz.

Iyi şeyler de oluyor!

Dün, California Yüksek Mahkemesi, eşcinsel dostlarımızın da biz heterolar gibi, hayatın “artık ne zaman evleneceksiniz?”, “bana evlenme teklif etsene!”, “sen evde kaldın” gibi münasebetsizlikleri içinde, evlenme öncesi, evlenme sırasında, sonrasında, evlenememe ve boşanma bunalımlarını, aynen bizim gibi yaşama hakları olduğuna karar verdi. Eşitlikse eşitlik! Evlilik işkencesinde de eşit olalım da, görün gününüzü!

Böylece, yaşadığım eyalette, kökü sosyal hiçbir gereklilikle açıklanamayacak, tamamen dini saçmalıklara dayanan bir yasak kaldırılmış oluyor. Artık eşcinsel çiftler de isterlerse evlenebilecek, evlilerin ödemek durumunda olduğu vergileri ödeyecek, boşanırken mal hakları olacak, miras hakları olacak, hastahanede eşleri hakkında karar verme hakları olacak, olacak, olacak…

California Mahkemesi, 1948 yılında, ırklar arası evliliği yasaklayan kanunu, insan haklarına saldırı olduğu gerekçesiyle yasaklamış. Gay evliliğin öncülüğünü Massachusetts Eyaleti’ne kaptırdık. Hem de beş yıl farkla! Ama yavaş olsun da, yeter ki olsun. Üstelik benim anladığım kadarıyla, California’nın mahkeme kararı daha da detaylı, incelikli ve olgunlaşmışmış. Yani, medeniyete adım atmaya niyetli başka eyaletler de varsa Amerika’da, bu karar iyi bir örnek ve önder olacak.

Her zaman, Avrupa’da uygulanan medeni kanunların burada olmamasından şikayet ederdim. Şimdi, en azından yaşadığım ülke değilse bile, eyaletimle gurur duyma zamanım geldi. California, zaten mesela çevrecilikte her zaman bayrağı taşıyan, önde giden bir eyaletti. Arnold da her ne kadar Cumhuriyetçi olsa da, en Demokrat Cumhuriyetçi sayılır.

Şimdi bu yeni kararla, daha da bir medeni olduk. Nihayet.

Maymun kazanır mı?

Amerika’nin Georgia adlı, güneyli, tutucu, dinci, ırkçı bir eyaletinde, bar ve içki dükkanı sahibi miymiş, neymiş, magandanın biri çocukların çok sevdiği Curious George adlı bir karakteri ve altına Obama 2008 yazısını tişörtlere bastırıp satıyormuş.

Curious George sevimli, meraklı bir karakter. Program çocuklara bilimi şekere bulayıp yutturan, kaliteli bir program. Ancak bu maganda evladı magandanın maksadı, zenci Obama’yı maymunla bir tutmak. “Bu tişörtlerle ne demek istiyorsunuz?” diye sorana, “Obama’nın çenesi, ağzı, gözleri! Allah aşkına, adam maymuna benzemiyor mu?” diye bir cevap vermiş.

Şimdi, Puşt Bush’un maymuna benzer karikatürlerini hep çizerler. Adamcağız ne yapsın, hakikaten şebeğimsi bir hali var. Ancak sonuçta beyaz ırktan gelmedir. Oysa Amerika’da, zencilere maymun diye hakaret etmenin acı ve uzun bir ırkçı geleneği var. Yani Bush karikatürleriyle aynı anlamı taşımıyor.

Eskiden derdik ki, Amerika’da önce bir zenci, sonra Meksikalı, sonra Çinli ve belki 25. yüzyılda bir kadın başkan olabilir! Tabii hatalıydık. Clinton, zenciye tükürmeyi bile reddeden, ırkçı, fakir, işçi kesimden oy toplayabiliyor da, Obama bu bölgelerden oy çıkaramıyor. Şimdi, daha önce kendi de başkanlığa soyunmuş, güneyli, beyaz Edwards adlı, kendini bilen, aklı başında, politikaları insancıl bir adam, Obama’dan yana olduğunu duyurmuş. Bu ırkçı oyları Obama’ya kaydırmak için.

Güler misiniz, ağlar mısınız? Madem diyorlar, biz bu ırkçılarla başa çıkamıyoruz, hiç olmazsa onların da oy vereceği insanların bizim yanımızda olduğunu gösterelim.

Clinton, böyle ırkçı oylarıyla güçlendiğinden gururlanır da, hala bu başkanlık yarışında kalır mı? Utanç verici birşey ama kimbilir?

Sonunda adaylığı Obama alacak. Ama biz bu ırkçı ama demokrat oyları nasıl alacağız, Cumhuriyetçiler’e kaptırmayacağız, orasını bilmiyorum.

uyu… uyu…

1972′de, Fransız bir uyku araştırmacısı, 177 gün boyunca kendini dışarıdan hiç ışık almayan bir mağaraya kapatmış. Hiç saatsiz, zamanı bilmeden, vücudu ne zaman istiyorsa o zaman uyumuş. 36 gün herşey yolunda gitmiş, 37. gün, vücudunda bir takım değişimler olmaya başlamış! Vücudunun tarifesinin kontağı atıvermiş. “Kendiliğinden İçsel Senkronasyon Bozukluğu” diyeyim. Bazı günler 52 saatlik, bazı günler 16 saatlik günler yaşıyormuş.

Tamamen rastgele gibi ama değil. Vücudun bir uyku, bir de vücut ısısı devri var. Bunlar normal şartlarda birbirleriyle aynı anda çalışıyorlar. Ancak mağaradaki anormal durum, bu iki devinimin birbirinden ayrışmasına sebep olmuş. Böylece adamın, bizim gibi aslında birlikte çalışan ama tek gibi hissedilen içsel saatimiz yerine, iki tane, başıboş çalışan içsel saati olmuş.

Bir zaman, uykusuzluktan ölen bir müzik öğretmeninin acı hayatıyla ilgili bir dökümanter seyretmiştim. Adamcağızın hormonlarında ve bilmemnelerinde bir bozukluk oluşmuş; uyuyamıyormuş. Haplar ve hatta anestezi bile bilincini kaybedip uyku haline geçmesine yaramıyormuş. Adamcağızın hayatının son zamanlarında yapılmış çekimler içler acısıydi. Gözlerini bir noktada tutamayan, artık konuşamayan, yemek yiyemeyen, çişini kakasını tutamayan, etrafında olanları algılayamayan ama uykuya dalamayan, gözlerini kapatıp rahata eremeyen bir doğal afet.

Benim uykuyla hiç sorunum yoktur. Bir şekilde gerekse ve uykusuz kalsam, ertesi gün beni hiç etkilemez. O yüzden, Anatol’un bebekliği benim için hiç de işkence değildi. Geceleri güzel uyurum. Sabah, gece kaçta yatmış olursam olayım, hiç çalar saat kullanmadan saniyesi saniyesine istediğim saatte kalkabilirim. Sadece… Sadece bir şey var: ben bir uyurgezerim! Sanki şeytenla bir anlaşma yapmışım: uykuya dalma konusunda hiçbir sorunum olmasın. Eh, pekiyi. İki saat uyumak bile yetsin! Tamam. Ama uyurgezer olacaksın, anlaştık mı?

Anlaştık.

© ELİF Savaş Felsen - Hüthüt Kuşu